Evrim Teorisi Nedir?

İnsanların çoğu evrim teorisinin Charles Darwin’in yayınladığı “Türlerin Kökeni” kitabıyla var ortaya sürüldüğünü düşünüyor. Ancak bu fikir 2.500 yıl öncede bazı düşünürlerin aklından geçiyordu. Aynen bizde de olduğu gibi eski Yunanlılar da hayatın kaynağını ararken birbirleriyle ayrı düşmüşlerdi. Evren görüşleri bizden oldukça farklıydı. Onların kozmolojisinin çok yapılı olma özelliği de vardı. Bazıları hayatın tanrılar tarafından biçimlendirildiğine inanırken bazıları da kaos dolu bir ortam içerisinden birbirleriyle çarpışan atomların şans eseri bir araya gelmesiyle oluştuğunu savunuyorlardı.

Ünlü filozoflardan biri olan Empedokles 2.500 yıl önce doğal seleksiyon hakkında konuşmaya başlamıştı bile. Hayatın bir çorba gibi içinde rastgele yüzen beden parçaları çarpışarak rastgele yaşam formları oluşturdu. Örneğin insan kafalı inek, ağaç dalından kolu olan hayvanlar gibi. Bu yeni yaşam formlarının bazıları hayatını sürdürdü bazıları da sürdüremeyip yok oldu.

evrim teorisi nedir evrim darwin lamarck doğal seçilim doğal seleksiyon erasmus darwin lamarck doğa doğal seçilim

Bundan birkaç yüz yıl sonra Aristoteles, Empodeklesin fikirlerini eleştirerek saçma ve kesinliği olmayan bir düşünce olarak nitelendirdi. Atina’da Platon’un öğrencisiyken doğanın gözleme dayanarak keşfetmek için iki sene boyunca Midilli adasında hayvanları ve bitkileri aktif bir şekilde gözlemleme fırsatı buldu. Doğanın rastgele ve düzensiz değilde mükemmel bir plana göre işlediğini düşündü. Her yaşam formunun doğada belli bir amacı ve görevi vardı. Bir inek veya bitki doğuyor gelişiyor ve ölüyordu. Fakat türler değişmiyordu. Aristo pek evrimci bir düşünür olmasa da bu büyük ve çağının çok ilerisinde olan gözlemleri onu da evrim tarihin bir parçası yapıyor. Biyolojini babası olarak adlandırıldı. Bin yıl boyunca onun kadar detaylı gözlem yapan biri olmadı. 800’lü yıllarda Abbasi İmparatorluğu içerisinde yaşamış olan Al-Jahiz isimli arap düşünür, Arapçaya çevrilen Aristonun eserlerini örnek alarak kendi zooloji kitabını yazmak istedi. Bu kitaba “Canlılar” adını verdi. Bu kitap yedi cillten oluşuyordu ve doğayı modern ekosistem tanımımıza yakın bir şekilde tanımladı. Bazı akademisyenler bu yazarın doğal seleksiyonu Darwin’den binlerce yıl önce keşfetmiş olduğunu düşünüyorlar. Avlanma, hayatta kalma, ortak yaşam gibi konularında yaptığı tanımlar bunu doğrular nitelikte. Al-Jahiz yazdığı kitapları bir ibadet şekli olarak görüyordu.

15.yüzyılın önde gelen isinlerinden Leonardo Da Vinci, Arapça ve Yunanca felsefe ve doğa kitaplarını okuyarak kendini geliştirdi. Doğa felsefesi problemleri ilgisini çekmişti. Dağların tepesinde bulunan deniz fosilleri buraya nasıl gelmiş olabilirdi? Da Vinci fosillerde Yeni-Platoncu inançlarını destekleyecek kanıtlar gördü: İnsan modelinin Dünya’nın küçük bir modeli olduğunu ve benzer kurallarla yönetildiğini düşünüyorlardı. Onun bu düşüncelerini ilerletmesi durumunda kellesinin uçabilme ihtimalinin farkında olduğu için notlarını Enginizasyondan ve papazlardan korumak için şifreli olarak tuttuğu düşünülüyor.

18.Yüzyıl boyunca böcekler hakkında yayınlanan yeni çalışmalar ve mikroskopların gelişimi sayesinde bilim insanları organizmaların üreme-gelişme dürtülerini araştırmaya başladılar. Araştırmalarında ilerledikçe açıklayamdıkları ve rahatsız edici verilerle karşılaştılar. 1740’lı yıllarda İsveçli bir öğretmen olan Abraham Trembley öğrencilerine mikroskop altında incelemek için gölden su örnekleri almasını istemişti. Suda bulunan polip(hidra) adlı mikroorganizmaları inceleyeceklerdi. Tremberley organizmaları ikiye böldüğü canlandıklarını keşfetti. Bu ozamana kadar ki tüm doğa kanunlarına tersti. Bir bitki kesildikten sonra büyümeye devam eder, ama hayvanlar edemezdi. Fakat bu polipler aynen öyle yapıyordu. Bu olay Avrupa bilim çevrelerinin odağı ve gözdesi haline geldi. Hayatın doğası ve ortaya çıkış konusu bi anda yeni bir döneme girmiş oldu.

Benzer Düşünceler

Parisli bir kuramcı olan Jean-Baptiste Lamarck 1801’den ölümü 1829’a kadar olan süreç boyunca, doğanın türlerinin tek hücreli canlılardan karmaşık organizmalara evrildiğini öne sürmüştür.

Lamarck ve Erasmus Darwin(Charlers Darwin’in dedesi) evrim hakkında aynı dönemde birbirlerinden habersiz olarak farklı yollardan giderek benzer çıkarımlarda bulundular. Darwin, tüm organizmaların bir zamanlar Dünya’yı kaplayan kaplayan bir okyanusta yaşayan filamentlerden geldiğini söyledi. Bunlar dönemine göre oldukça cürretkar fikirlerdi. 19.Yüzyılın başlarında Lamarck’ın düşüncesi Paris’ten tüm Avrupaya yaılıyordu. Binlerce genç ve idealist bu fikirleri Dünya’nın dört bir tarafına yaydılar. 1825 te daha 16 yaşında olan Charles Darwin, dedesinin izinden gitmek için Tıp eğitimi almak amacıyla Edinburgh’a geldi. Lamarck ile çalışmış bir fizikçi ile arkadaşlık kurdu. Robert Grant, Charles’a Lamarck’ın fikirlerini anlattı ve dedesinin fikirlerinin çığır açıcı olduğunu söyledi. Bundan sonrada Lyell’in “Jeoloji Prensipleri” kitabını okuyarak seyehate çıktı. Günlük tutmaya başlayan Charles bu günlüğüne “Transmutasyın Defteri” adını koydu. Türlerim mutasyonunu kanıtlamak için uzun bir yolculuğa çıktı. Yolculuğundan bu düşüncesini destekleyen verilerle dönündü.

Alfred Russel Wallace 1840’ların sonunda Anonim olarak yayınlanan “Doğal Yaratılış Tarihinin İzleri” adlı kitabı okudu ve birkaç hafta sonra Malthus’un Nüfus Prensibi adlı makalesini inceledi. Wallace’ın arkadaşlarının anlattıklarına göre bu kitap ömrü boyunca beklediği şey olduğunu söylediği idda ediliyor. Ancak Wallace kitapta yeteri kadar kanıt olmamasından hoşnut değildi. Doğal tarih örnekleri toplamak için arkdaşı Edward Bates ile Brezilya’ya yolculuğa çıktı. Ve bu yolculuğa çıkarken döndüğünde kanıtlarla geleceğine dair kendisine söz vermişti. 10 yıl sonra Malay Takımadasında ter içinde, olan malarya hastası olan Wallace’ı görüyoruz. Hasta haldeyken bi anda evrimimn nasıl çalıştığını keşfetti:”Bazıları neden yaşıyor, bazıları neden ölüyor sorusunu kendime sordum” diye yazıyor. “Yanıt netti. Genel olarak bakılırsa, en iyi uyum sağlayan hayatta kalıyordu…”. Fakat bunu Charles Darwin çoktan biliyordu. 1830 ve 1844’te tuttuğu notlar doğal seçilim teorisinin iskeletlerini oluşturmaya başlamıştı. Ancak bunu makale olarak yayınlamamış bir çekmecede kilitli tutmuştu. Wallace 1858’de ona yazarak doğal seçilim hakkında yazdığı makaleyi kendine gönderdi. Linnean Derneği toplandı ve kararını verdi: Darwin bu fikri Wallace’den önce bulmuştu. Wallace ise bunu kabul etti ve Darwin ile birlikte anılmaktan onur duyduğunu ekledi. Darwin ise bu evrim teorisini yaymak için uzun ve zahmetli bir kampanya sürecine girdi.

Kaynak: Populer Science Şubat 2020 Dergisi

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.